Eger ziyaretçileri için hazırladığımız bu makalede “Mitoloji okumak haram mıdır” konusunu sade bir dille anlatıyoruz.
Mitoloji Okumak Haram mıdır? Bir Kış Akşamı Kendimle Yüzleştiğim O Gece
Kayseri’de yaşayan biriyseniz, kışın nasıl uzun sürdüğünü bilirsiniz. Soğuk sadece havaya değil, insanın içine de işler burada. Hele bir de akşam ezanından sonra sokaklar sessizleşince, insan kendi düşüncelerinden kaçamıyor. Ben de kaçamadım zaten.
25 yaşındayım. Hâlâ düzenli olarak günlük tutuyorum. Çocukluktan beri. İnsanlara söyleyince bazen garip bakıyorlar ama umurumda olmuyor. Çünkü bazı geceler insanın içini yalnızca bir defter anlayabiliyor.
O gece de öyleydi.
Dışarıda kar vardı. Pencerenin kenarında oturmuş, elimde sıcak çayla eski bir defteri karıştırıyordum. İçinden bir kitap ayracı düştü. Üzerinde Athena’nın küçük bir çizimi vardı. Bir anda yıllar önceki halimi hatırladım. Üniversitenin ilk yıllarında mitolojiye inanılmaz merak salmıştım. Yunan mitolojisi, İskandinav efsaneleri, Mezopotamya hikâyeleri… Saatlerce okuyordum.
Ama sonra birisi bana şu soruyu sormuştu:
“Mitoloji okumak haram mıdır?”
O cümle beni günlerce rahatsız etmişti.
İnsan Bazı Soruları İçinde Taşımaya Başlıyor
Erciyes Üniversitesi’nin kütüphanesinde başlamıştı her şey. O zamanlar derslerden bunalmıştım. Sürekli aynı şeyleri düşünüyordum: gelecek kaygısı, iş bulma korkusu, yalnızlık…
Bir gün tesadüfen mitoloji bölümüne girdim. Rafların arasında dolaşırken eski kitapların kokusu bile bana başka bir dünya gibi gelmişti. Sanki gerçek hayat birkaç saatliğine durmuştu.
Özellikle İskandinav mitolojisi beni çok etkilemişti. Tanrıların bile korkuları olması… Yenilmeleri… Kaderden kaçamamaları…
Bilmiyorum neden ama kendimi yakın hissetmiştim.
Çünkü ben de korkuyordum.
Başarısız olmaktan, yanlış anlaşılmaktan, ailemi hayal kırıklığına uğratmaktan…
İnsan bazen bir efsanenin içinde kendini daha net görüyor.
Ama işte tam o dönemlerde bir arkadaş ortamında konu açıldı. Birisi ciddi ciddi:
“Mitoloji okumak günah değil mi?” dedi.
O an içimde tuhaf bir suçluluk büyüdü.
Sanki yanlış bir şey yapıyormuşum gibi hissettim.
Kayseri Geceleri İnsanı Fazla Düşündürüyor
Kayseri’nin geceleri sessizdir. Özellikle kışın.
O akşam eve yürürken ayaklarım kara gömülüyordu. Burnum donmuştu ama içimdeki düşünceler daha ağırdı. Eve gelince montumu bile çıkarmadan yatağa oturdum.
Kendime sürekli aynı soruyu soruyordum:
“Ben kötü bir şey mi yapıyorum?”
Aslında ben hiçbir zaman mitolojiye tapar gibi yaklaşmadım. Ben hikâyeleri seviyordum. İnsanlığın eski korkularını, umutlarını, hayal gücünü seviyordum. Bir toplumun neden gök gürültüsünü bir tanrıyla açıkladığını anlamaya çalışıyordum.
Ama bazen çevrenin baskısı insanın kendi düşüncelerini bastırıyor.
O gece günlük defterime şunu yazmışım:
“Bir şeyi merak etmek neden bu kadar korkutucu hissettiriyor?”
Şimdi dönüp okuyunca hâlâ boğazım düğümleniyor.
Mitolojiye Olan Merakım Nereden Geliyordu?
Sanırım bunun cevabı çocukluğumda saklıydı.
Babam küçükken bana sürekli hikâyeler anlatırdı. Dede Korkut hikâyeleri, eski Anadolu efsaneleri, cin hikâyeleri… Elektrikler kesildiğinde sobanın yanında otururduk. Dışarıda rüzgâr uğuldarken ben nefesimi tutup onu dinlerdim.
Belki de bu yüzden hikâyeleri hep sevdim.
Mitoloji bana sadece tanrıları anlatmıyordu. İnsanların korkularını anlatıyordu. Ölüm korkusunu… Aşkı… İhaneti… Kıskançlığı…
Aslında bugünkü insanlardan çok da farklı değillerdi.
Bir keresinde Zeus’un öfkesini okurken kendi öfkemi düşündüğümü hatırlıyorum. Loki’nin yalnızlığını okurken kendime üzülmüştüm.
İnsan bazen kitaplarda kendine çarpıyor.
Ve bu çarpışma can acıtıyor.
Annemle Yaptığım O Konuşmayı Unutamıyorum
Bir gün annem odama girmişti. Masanın üstünde açık duran mitoloji kitabını gördü.
İçim gerildi.
Saçma belki ama sanki suçüstü yakalanmış gibi hissettim.
Kitabı eline aldı. Birkaç sayfa çevirdi. Sonra bana baktı.
“Sen bunları neden okuyorsun oğlum?” dedi.
O an ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü gerçekten neden okuyordum?
Bilgilenmek için mi?
Kaçmak için mi?
Yalnız hissetmemek için mi?
Sonra sadece şunu söyledim:
“İnsanların geçmişte nasıl düşündüğünü merak ediyorum.”
Annem uzun süre sustu.
Sonra kitabı masaya bıraktı.
“İnancını kaybetmediğin sürece korkma,” dedi.
O cümle beni inanılmaz rahatlatmıştı.
Çünkü bazen insanlar sana hüküm vermeden konuşunca içindeki düğümler çözülüyor.
Mitoloji Okumak Haram mıdır? Benim İçimdeki Cevap
Bu sorunun dini kısmını anlatacak biri değilim. Fetva verecek bilgiye sahip değilim. Ama kendi hissettiklerimi çok iyi biliyorum.
Ben mitoloji okurken hiçbir zaman inancımdan uzaklaşmadım.
Tam tersine, insanlığın ne kadar büyük bir anlam arayışı içinde olduğunu fark ettim. Her toplum bir şeyi açıklamaya çalışmış. Ölümü, göğü, yıldırımı, aşkı…
Bu bana insan olmanın ortak tarafını gösterdi.
Mitoloji benim için bir ibadet değil, bir kültür ve hikâye dünyasıydı.
Ama yine de dürüst olayım…
Bazen korktum.
“Ya yanlış yapıyorsam?” diye düşündüm.
Özellikle gece yalnız kalınca insanın zihni büyüyor. Küçük şüpheler devleşiyor.
Fakat sonra şunu fark ettim:
Bir şeyi okumak, onu körü körüne kabul etmek değildir.
İnsan araştırabilir. Öğrenebilir. Merak edebilir.
Zaten beni en çok yaralayan şey de buydu sanırım. Sürekli korkarak yaşamak…
Bir şey öğrenirken bile tedirgin olmak.
En Kötü His: Kendinden Şüphe Etmek
Hayatta yaşadığım en kötü duygulardan biri bu oldu.
Kendinden şüphe etmek.
Bir kitabı açarken bile suçluluk hissetmek…
Çok ağır bir şey bu.
Bir ara bütün mitoloji kitaplarını kolinin içine kaldırmıştım. Günlerce dokunmadım. O süreçte inanılmaz boş hissettim kendimi.
Çünkü mesele kitap değildi aslında.
Mesele benim korkularımdı.
Yanlış anlaşılmaktan korkuyordum.
Yargılanmaktan korkuyordum.
Belki de en çok, kendi içimde kötü biri olmaktan korkuyordum.
Ama insan sürekli korkuyla yaşayamaz.
Bir gece tekrar o kutuyu açtım. Kitapların sayfalarını çevirdim. O eski koku geldi burnuma.
Ve inanır mısınız bilmiyorum ama gözlerim doldu.
Çünkü insan sevdiği şeylerden uzak kalınca eksiliyor.
Erciyes’in Eteğinde Kendimi Affettiğim Gün
Geçen sonbaharda Erciyes tarafına tek başıma gitmiştim. Hava soğuktu ama güneş vardı. Küçük bir banka oturdum. Çantamda yine bir mitoloji kitabı vardı.
Uzun süre açamadım.
Etraftaki insanlara bakıyordum. Herkes kendi hayatındaydı. Kimisi yürüyüş yapıyordu, kimisi fotoğraf çekiyordu.
Sonra şunu düşündüm:
Ben neden kendime bu kadar yükleniyorum?
Neden her merakımı korkuyla boğuyorum?
Kitabı açtım.
Rüzgâr sayfaları çevirdi.
Ve o an içimde ilk kez huzur hissettim.
Çünkü mesele aslında mitoloji değildi.
Mesele kendimle barışmaktı.
Bazı Hikâyeler İnsanı İyileştiriyor
Mitolojide beni en çok etkileyen şey kusurlu karakterler oldu hep.
Tanrılar bile hata yapıyordu.
Kibirleniyorlardı.
Korkuyorlardı.
Kaybediyorlardı.
Belki bu yüzden kendime daha az kızmaya başladım.
Çünkü ben de kusurluydum.
Bazen fazla düşünüyorum.
Bazen insanlara gereğinden fazla bağlanıyorum.
Bazen geceleri sebepsiz yere hüzünleniyorum.
Ama artık bunları saklamıyorum.
Günlüğüme yazıyorum.
Uzun yürüyüşlere çıkıyorum.
Ve sevdiğim kitapları okumaya devam ediyorum.
Bugün Biri Bana Yine Aynı Soruyu Sorsa
“Mitoloji okumak haram mıdır?”
Sanırım artık korkmadan cevap verirdim.
“Ben hikâye okumayı seviyorum,” derdim.
Çünkü gerçekten seviyorum.
İnsanlığın binlerce yıl önce kurduğu hayalleri okumak bana iyi geliyor. Kendimi daha küçük ama aynı zamanda daha bağlı hissettiriyor.
Bu dünyada herkes bir anlam arıyor.
Kimisi bunu bilimde buluyor.
Kimisi sanatta.
Kimisi dinde.
Kimisi hikâyelerde.
Ben de bazen eski efsanelerin arasında kendimi buluyorum.
Ve artık bundan utanmıyorum.
Son Defter Sayfası
Bu yazıyı yazmadan önce eski günlüklerimi tekrar okudum. Sayfaların arasında gençliğimin korkuları vardı. Çaresizliklerim vardı.
Ama bir şey daha vardı.
İnat.
İnsan bazen kırılarak büyüyor gerçekten.
Şimdi gece saat üçe geliyor. Kayseri yine sessiz. Dışarıda hafif rüzgâr var. Pencereden bakınca sokak lambasının altında savrulan tozları görüyorum.
Masamda açık duran bir kitap var.
Yanında çay bardağı.
Ve içimde uzun zaman sonra ilk kez suçluluk değil, sakinlik var.
Sanırım büyümek biraz da bu.
Kendini yavaş yavaş affetmek.