Sevgili Eger takipçileri, bugünkü yazımızda “İnsan kaç hücreli” konusuna odaklanıyoruz.
Kayseri’nin Soğuk Sabahında Başlayan İç Sorgu
Benzer Bir Yazı: İlk atom modelinin adı nedir ?
Kayseri’de sabahlar hep biraz serttir. Camın kenarına vuran soğuk, insanın içinden bir şeyleri söküp alır gibi olur. O sabah da öyleydi. Perdelerin arasından sızan gri ışık, odamın duvarlarına ağır ağır yayılırken kendimi yatağın kenarında oturmuş buldum. Elimde eski bir defter vardı. Günlük tutmaya lise yıllarında başlamıştım, ama son zamanlarda yazdıklarım daha çok içimdeki dağınıklığı toparlama çabasıydı.
O gün aklımda garip bir soru vardı: İnsan kaç hücreli?
Bunu bir derste duymuştum. Çok basit bir bilgi gibi söylenip geçilmişti. “İnsan yaklaşık otuz trilyon hücreden oluşur.” O an kimse etkilenmemişti. Ama ben etkilenmiştim. Çünkü sayı çok büyük olunca, insan kendini bir anda küçücük hissetmeye başlıyor. Otuz trilyon… Bir insanın içinde otuz trilyon tane yaşayan şey.
Defterimi açtım ve yazmaya başladım ama kalem elimde ağırlaştı. O gün, bu sorunun sadece bir biyoloji sorusu olmadığını hissediyordum.
Bir Derslikte Başlayan Sessizlik
Üniversitede biyoloji dersindeydik. Hoca tahtaya büyük harflerle yazmıştı: “İnsan kaç hücreli?”
Sonra dönüp bize bakmıştı. Sanki cevabı bilmek değil de, düşünmek önemliymiş gibi.
“Yaklaşık otuz trilyon,” demişti sonunda.
Sınıfta hafif bir kıpırdanma olmuştu ama sonra herkes not almaya devam etmişti. Ben ise kalemi deftere dokunduramamıştım. Çünkü o sayı bana sadece bir bilgi gibi gelmemişti. Bir ağırlık gibi çökmüştü içime.
Otuz trilyon hücre… Peki ben kimdim o hücrelerin arasında?
O gün ders bitince dışarı çıktım. Kayseri’nin rüzgârı yüzüme çarparken içimde tuhaf bir boşluk vardı. Sanki her şey çok büyük, ben ise anlaşılmaz derecede küçüktüm.
Günlük Sayfalarına Sızan Düşünceler
O gece defterime uzun uzun yazdım.
“İnsan kaç hücreli?”
Bu soruyu tekrar tekrar yazdım. Altına bir cevap eklemedim. Çünkü cevabın sayılardan ibaret olmadığını hissediyordum.
İçimde başka bir şey vardı. Hayal kırıklığına benzeyen ama tam adı konulamayan bir duygu. Sanki insan bu kadar çok parçadan oluşuyorsa, neden bu kadar yalnız hissediyordu?
O günlerde hayatım çok düzenli sayılmazdı. Arkadaşlarım vardı ama konuşmalarımız yüzeyde kalıyordu. İçimde büyüyen sorulara kimse dokunmuyordu. Belki de kimse kendi içindeki trilyonları düşünmek istemiyordu.
Ben ise düşünüyordum.
Ve düşündükçe ağırlaşıyordum.
Bir Hastane Koridorunda Fark Edilen Gerçek
Bir hafta sonra annemi hastaneye götürmem gerekti. Küçük bir kontrol için gitmiştik ama hastane koridorları her zaman insana başka şeyler düşündürür. O beyaz ışık, o sürekli acele eden insanlar, bekleme salonunda sessizce oturan yüzler…
Annem yanımda otururken elini tuttum. Onun elinin sıcaklığı bana garip bir güven verdi.
O an yine aynı soru geldi aklıma: İnsan kaç hücreli?
Annemin eline baktım. O elin içinde de otuz trilyon hücre vardı belki. Ama o hücrelerin hiçbiri annemin endişesini azaltmıyordu. Hiçbiri onun gözlerindeki yorgunluğu silemiyordu.
İşte o an anladım ki, insanı insan yapan sadece hücreler değildi.
Ama yine de o sayı aklımdan çıkmıyordu.
Yalnızlığın İçinde Çoğalan Sayılar
Eve döndüğümde şehir daha sessizdi. Kayseri’nin geceleri uzun sürer. Sokak lambalarının altında yürürken ayak seslerim bana eşlik ediyordu.
Kulaklığımda bir şarkı çalıyordu ama dinlemiyordum. Kendi düşüncelerimin içindeydim.
İnsan kaç hücreli?
Bu soru artık basit bir bilgi olmaktan çıkmıştı. Bir tür takıntıya dönüşmüştü. Çünkü her düşündüğümde kendimi parçalara ayrılmış gibi hissediyordum. Sanki ben de otuz trilyon küçük parçadan oluşan bir karmaşaydım ve bu parçaların bazıları birbirini hiç tanımıyordu.
Bazen çok mutlu oluyordum, ama bu mutluluk bile içimdeki boşluğu doldurmuyordu.
Bazen hayal kırıklığı o kadar büyüyordu ki, nefes almak bile ağır geliyordu.
Ve yine aynı soru:
İnsan kaç hücreli?
Bir Kitap Sayfasında Bulunan Sükûnet
Bir gün kütüphaneye gittim. Amaçsızca rafların arasında dolaşıyordum. Biyoloji kitaplarının olduğu bölüme geldiğimde durdum.
Bir kitap açtım. Hücrelerle ilgiliydi. Mikroskobik dünyalar, organeller, bölünmeler…
Sayfaları çevirirken içimde garip bir sakinlik oluştu. Çünkü her şeyin bir düzeni vardı. Hücreler bölünüyor, çoğalıyor, görevlerini yapıyordu.
Ama insanın iç dünyası neden bu kadar düzensizdi?
Kitabın bir köşesinde yine aynı cümleyi gördüm: İnsan yaklaşık otuz trilyon hücreden oluşur.
O an kendime şunu sordum: Eğer bu kadar düzenli bir yapı varsa, içimdeki bu karmaşa nereden geliyordu?
Cevap yoktu.
Ama belki de cevap aramak bile bir tür yaşama biçimiydi.
Bir Akşamüstü Gelen Farkındalık
Bir akşamüstü balkonda otururken güneş yavaş yavaş Kayseri’nin üstünden çekiliyordu. Gökyüzü turuncudan mora dönerken içimde garip bir yumuşama hissettim.
Defterimi açtım.
Bu kez soru sormadım.
Sadece yazdım.
“İnsan kaç hücreli?”
Ama bu sefer bu soru bana ağırlık gibi gelmedi. Daha çok bir mucize gibi geldi. Çünkü düşündüm ki, bu kadar çok parçanın bir araya gelip tek bir “ben” oluşturması aslında inanılmaz bir şeydi.
Belki de sorun sayıda değildi.
Belki de sorun, kendimi sadece bir bütün gibi değil, parçalanmış gibi hissetmemdi.
Ama hücreler bunu bilmiyordu. Onlar sadece görevlerini yapıyordu. Ve ben, onların oluşturduğu o büyük karmaşanın içinde yaşamaya devam ediyordum.
İçimdeki Sessiz Uyum
Günler geçti. Soru hâlâ aklımdaydı ama artık beni rahatsız etmiyordu.
İnsan kaç hücreli?
Otuz trilyon.
Ama artık bu sayı bana korkutucu gelmiyordu. Tam tersine, içimdeki düzeni düşünmemi sağlıyordu. Ben dağınık hissetsem de, içimde inanılmaz bir uyum vardı. Bunu düşünmek bile tuhaf bir huzur veriyordu.
Bazen kendimi hâlâ kaybolmuş hissediyorum. Bazen hayal kırıklığı yine kapımı çalıyor. Ama artık biliyorum ki, bu da benim parçalarımdan biri.
Ve belki de insan olmak, tüm bu parçalarla yaşamayı öğrenmek.
Son Düşünce
Okumaya Değer: İlk kent neresidir ?
Bir gece defterimi kapatmadan önce son bir cümle yazdım.
“İnsan kaç hücreli?”
Ve altında hiçbir cevap yazmadım.
Çünkü artık cevabın sayılarda değil, hissetmekte olduğunu biliyordum.
Kayseri’nin sessiz gecesinde ışıkları söndürdüm. İçimde trilyonlarca küçük yaşam vardı. Ve hepsi, benim adını koyamadığım duygularımı taşıyordu.
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Eger olarak “İnsan kaç hücreli” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.