Fidanlara Can Suyu Ne Zaman Verilir?
Geçen bahar, Kayseri’nin o güzelim sıcak sabahlarından birinde, babamla birlikte bahçede çalışıyorduk. O günkü işimiz, birkaç fidan dikmekti. Hava yavaşça ısınırken, babam fidanların yanına gelip “Hadi bakalım, işimiz bitti; şimdi onlara can suyu verelim,” dedi. O an, ne kadar önemseyip, duygusal olarak bağlı olsak da, fidanların “can suyu”nu doğru zamanda vermenin aslında ne kadar kritik bir şey olduğunu tam olarak anlamadım. Şimdi, yazımın ortalarına gelirken bu soruyu daha fazla içselleştirmiş hissediyorum: Fidanlara can suyu ne zaman verilir?
Fidanların ihtiyaç duyduğu ilk can suyu, toprağa dikildikleri andan sonra gelir. Ama ben, o zaman bununla ilgili derin bir kavrayışa sahip değildim. Aşağıda, bu anlamı keşfettiğim bir hikâye var: Babamın bana, fidanlara can suyu vermenin sadece bitkilere değil, insana da nasıl bir şey kattığını gösterdiği bir günün hikâyesi.
İlk Fidan
Bahçemiz küçük, ama içinde büyüleyici bir huzur var. Hava ne kadar sıcak olursa olsun, sabahın erken saatlerinde güneşin ışıkları arasından yürüyebilmek, insanı bir başka türlü mutlu ediyor. Babamla her bahar, her bir fidanı tek tek toprağa dikmek bizim gelenek haline gelmişti. Bu baharda da yine fidanlarımızı seçtik, ama bu sefer biraz farklı bir şey yapmak istedik. Birkaç çam ağacı, birkaç meyve fidanı ve rengârenk çiçekler.
Böylece, gün boyunca her fidanı tek tek toprakla buluşturduk. Babam her zaman olduğu gibi bana rehberlik ediyordu. “Fidanlar ne kadar büyük olursa olsun, onlara vereceğin ilk can suyu, onlar için bir hayatta kalma mücadelesi gibi,” diyordu. Ama o an, bu sözün anlamını tam kavrayamamıştım.
Ve sonra, bir tanesi… Bir elma fidanı. O kadar küçük ve narindi ki… Babamın o fidanı toprağa dikkatlice koyarken, gözleri bir başka parlıyordu. “Bu fidan bir gün meyve verecek,” dedi, ama o an sadece toprakla buluşan bir fidan vardı gözümde. “Bunu hep beraber büyüteceğiz. Onun can suyu bizim elimizden olacak.”
İçimden “Bir insanın nasıl bu kadar bir fidanla bağ kurabileceğini anlamıyorum,” dedim ama o kadar hürmetle yaklaşıyordu ki… Babamın gözlerindeki kararlılığı gördüğümde, “tamam” dedim içimden, “belki de fidanlar bir gün bu kadar önemli olabilir.” Ama o an için bu sadece bir fidanla ilgilenen bir adamın işiydi.
İlk Can Suyu
Bir hafta sonra, sabahları daha da sıcak olmaya başlamıştı. Bahçedeki fidanların başında, her gün birkaç dakika geçiriyorduk. Ama bir sabah, babamın bana fidanları sularken söylediği cümleyi unutmam mümkün değil: “Fidanlara can suyu vermek ne zaman yapılmalı bilir misin? Yalnızca toprakla buluştuklarında değil, zamanında ve doğru miktarda. Eğer doğru zamanda vermezsen, o fidan o kadar hassas ki, büyümek yerine toprağa kaybolabilir.”
Biraz kaybolmuş, biraz da kafam karışmış halde “Haa,” diye cevap verdim. Ama bu kadar basit değil. Babamın o gün, bana bu basit ama derin dersi vermesi için yıllarca toprakla ilgili bilgi biriktirmesi gerekmişti. O an fark ettim ki, işin içinde sabır, dikkat ve doğru zamanlamanın ne kadar büyük bir önemi var.
Fidanın suya ihtiyacı, toprak tarafından emilene kadar bekler. Ne erken, ne de geç; doğru zaman. Çoğu zaman, biz insanlar da öyle değil miyiz? Kim bilir kaç kez doğru zaman gelmeden bir şeyler yapmaya çalıştık, beklemedik sabırlı olmayı. Ama işte fidanlar, onlara can suyu verilene kadar o kadar savunmasızlar ki. Biraz fazla su verirsen boğulur, az verirsen susuz kalır. Aynı bir insan gibi. Bazen bir insanı beklemek, onun doğru zamanda suyu alması gerektiğini görmek gerekiyor.
Can Suyu Ne Zaman Verilir?
Bir fidanı düşündüm, suya ihtiyaç duyduğunda. Belki de hayat da bu fidanın büyümesi gibi. Çoğu zaman, kendi içimizdeki can suyunu bulmak, doğru zamanda su alabilmek için doğru anı beklemeyi öğrenmek gerekiyor. Babamın bana öğrettiği bir şey var ki, fidanlar gibi biz de bazen kendi can suyumuzu almayı unuturuz. Ya da daha kötüsü, fazla su ile bastırırız kendimizi. Bazen, durup düşünmek gerekiyor: Ben bu suyu ne zaman almalıyım? Ne zaman içime döneceğim ve kendime vereceğim suyu doğru zamanlayacağım?
O gün, fidanlara can suyu verirken, hayatla ilgili fark ettiklerim bir anda gözlerimin önüne geldi. Bir fidan, büyümek için zaman ve doğru bakım istiyorsa, bir insan da öyle. Fidanlara can suyu vermek, aslında başka bir anlamda kendimize de vereceğimiz suyu doğru zamanda bulmak gibi. Çünkü bazen hayat, doğru zamanı beklemekle ilgili oluyor.
Fidanların suya ihtiyacı olduğu zaman, biz ne yapmalıyız? Sabırla, biraz bekleyip, bir adım geriye çekilmeliyiz. Beynimiz bazen hızla kararlar almak istese de, yavaşlayıp doğru zamanı gözlemlemek gerekiyor. Fidanlar, tıpkı biz insanlar gibi, bazen sadece bir dokunuşla büyürler. Ama doğru dokunuş, doğru zamanla gelir.
Fidanlar Büyürken, Ben Büyüdüm
O günden sonra, her sabah fidanlara göz atarken biraz daha farkındaydım. Bu fidanlar, sadece toprağa batmış köklerden ibaret değillerdi. Onlar, sabırlı bir şekilde büyüyen ve insanın elinden can suyu alan şeylerdi. Şimdi, fidanlara su verirken, doğru zamanın ve sabrın önemini anladım. Bu dünyada her şeyin bir zamanlaması, bir ritmi var. Fidanlar büyürken ben de büyüdüm. Onların can suyu bekleyişi bana, hayatta beklemeyi, sabretmeyi, doğru zamanı kollamayı öğretti.
Belki de hayat, büyümenin verdiği o acılı süreçlerden geçmekten geçiyor. Fidanlar gibi bazen ilk başta büyüyemeyebiliriz ama doğru zamanda doğru yerden suyu bulduğumuzda, her şey daha anlamlı olur.