Chestnut ne renktir? Bir sonbahar akşamının içinde başlayan hikâye
Kayseri’de sonbahar her zaman biraz sert gelir. Rüzgâr, Erciyes’in eteklerinden aşağı inerken şehrin sokaklarını sessizce dolaşır. O gün de öyle bir gündü. Üzerimde ince bir mont vardı ama içimdeki boşluğu örtmeye yetmiyordu. Gün boyu içimde dolaşan o tuhaf soru zihnime takılmıştı: Chestnut ne renktir?
Bunu bir ders kitabında görmemiştim. Bir arkadaşım mesaj atmıştı sadece. “Chestnut ne renktir biliyor musun?” diye sormuştu. O an cevap veremedim. Çünkü basit bir renk sorusu gibi görünse de, içimde başka bir yere dokunmuştu. Sanki sadece bir renk değil de, bir anı soruluyordu benden.
Şehir, rüzgâr ve aklımdan çıkmayan soru
O akşam yürüyerek eve dönmeye karar verdim. Otobüse binmek istemedim. Çünkü yürürsem düşüncelerim de benimle yürür diye hissettim. Kayseri’nin taş sokaklarında adımlarım yankılanırken, aklım sürekli aynı yere dönüyordu.
Chestnut ne renktir?
İlk başta basit bir cevap aradım. Kahverengi dedim içimden. Ama sonra kendimi tatmin etmedi bu cevap. Çünkü “kahverengi” çok genişti. Sanki her şeyi içine alıyor ama hiçbir şeyi net anlatmıyordu. Chestnut ise daha farklı bir şeydi, hissi bile farklıydı.
Bir ara durup bir ağaca baktım. Yapraklarını dökmüş, çıplak kalmış bir ağaçtı. O an fark ettim ki sonbahar aslında renklerin yavaş yavaş içe çekildiği bir dönemdi. Ve belki de chestnut tam olarak bu içe çekilişin rengiydi.
Çocuklukta ceviz kokusu ve kestane sobası
Bu sorunun beni neden bu kadar içine çektiğini o an anlamadım. Ama sonra çocukluğuma gittim.
Evimizin mutfağında annem sobanın üstünde kestane pişirirdi. O küçük çatlaklardan çıkan buharın kokusu hâlâ burnumda. Ellerimizi yakmadan kabuğunu soymaya çalışırdık. Parmaklarımız yanar, ama yine de bırakmazdık. Çünkü o sıcaklık, sadece kestanenin değil, evin sıcaklığıydı.
İşte o an anladım ki chestnut ne renktir sorusu sadece bir renk sorusu değildi. O, çocukluğun içinden gelen bir çağrıydı.
Kestanenin rengi gözümün önüne geldiğinde kahverengiden daha fazlasını görüyordum. İçinde kırmızıya çalan bir sıcaklık vardı. Sanki ateşin içinden geçmiş ama yanmamış gibi.
Chestnut ne renktir? Hatırladıkça değişen bir cevap
Eve vardığımda çay koydum kendime. Camdan dışarı baktım. Kayseri’nin gece ışıkları uzaktan sessizce yanıyordu. Telefonumu açtım ve tekrar mesajı okudum: “Chestnut ne renktir?”
O an fark ettim ki bu soru aslında bir test değildi. Daha çok bir hatırlama çağrısıydı. Çünkü bazı kelimeler, insanın içinde sakladığı duyguları dışarı çıkarır.
Benim için chestnut, bir renk tanımından çok bir his haline gelmişti.
Bir süre sonra cevap yazdım ama göndermedim. “Sıcak kahverengi” yazmıştım. Sonra sildim. Çünkü doğru olmadığını hissettim. Doğru olan şey ölçülebilir bir renk değil, hissedilen bir şeydi.
Bir sabah ve yarım kalmış bir konuşma
Ertesi sabah erken uyandım. Uyku ile uyanıklık arasında kısa bir an vardı. O an aklıma yine aynı soru geldi.
Chestnut ne renktir?
Bu kez daha net bir şey hissettim. Sanki cevap dışarıda değil de içimde bir yerdeydi. Kahvaltı yaparken annem mutfakta sessizce çay dolduruyordu. O sessizlik bile bana bir şey anlatıyordu.
Annem “Ne düşünüyorsun bu kadar?” dediğinde, kısa bir an duraksadım. Ona bu soruyu anlatmak istedim ama kelimelerim hazır değildi.
“Bir renk sorusu” dedim sadece. Gülümsedi, anlamadı ama hissettiğini düşündüm.
Çünkü bazı şeyler anlatılmasa da hissedilir.
Renklerin insanın içindeki karşılığı
Gün içinde işe giderken, otobüste cam kenarına oturdum. İnsanların yüzlerine baktım. Herkes bir yere yetişiyordu ama kimse renkleri düşünmüyordu.
Ben ise düşünüyordum.
Chestnut ne renktir?
Bir reklam panosunda kahverengi tonlarında bir ceket gördüm. Ama o bile tam olarak chestnut değildi. Çünkü chestnut bir nesnenin rengi değil, bir zamanın rengi gibi geliyordu bana. Geçmişle şimdi arasında sıkışmış bir ton.
Belki de bu yüzden bu kadar takılıp kalmıştım.
Chestnut ne renktir? Kayseri sokaklarında bir iç konuşma
Akşam işten çıkınca yine yürüdüm. Bu kez daha uzun yürüdüm. Şehir ışıkları, insanların sesleri, uzak bir yerden gelen araba kornaları… Hepsi birbirine karışıyordu.
Ve ben içimde aynı soruyla yürüyordum.
Chestnut ne renktir?
Bir anda durdum. Bir pastane vitrininin önünde. İçeride kestaneli tatlılar vardı. O an içimde bir şey çözüldü. Çünkü chestnut sadece görsel bir renk değildi, aynı zamanda tatla, kokuyla, hatıralarla bağlıydı.
O vitrindeki kahverengiye bakan ama içinde kırmızımsı sıcaklık taşıyan ton bana her şeyi hatırlattı. Çocukken yediğim sıcak kestaneleri, sobanın çıtırtısını, annemin sessiz gülümsemesini…
O an fark ettim ki cevap aslında hep gözümün önündeydi.
Bir arkadaş mesajı ve yarım kalan anlam
Gece telefonu tekrar elime aldım. Mesaj hâlâ oradaydı. Yazdım: “Bence chestnut sadece kahverengi değil.”
Duraksadım.
Sonra devam ettim: “İçinde biraz kırmızı, biraz sıcaklık, biraz da eski zaman var.”
Gönderdim mi? Evet.
Ama o an içimde garip bir boşluk oluştu. Çünkü bazı cevaplar verildiğinde değil, içinde taşındığında anlamlıydı.
Bir rengin insana dönüşmesi
Günler geçtikçe bu soru zihnimde başka yerlere taşındı. Artık sadece bir renk sorusu değildi. İnsanların da kendi chestnut tonları vardı sanki.
Bazıları daha soğuk, bazıları daha sıcak, bazıları ise tam tanımlanamayan bir yerdeydi.
Ben kendi içimde o rengi ararken aslında kendimi aradığımı fark ettim.
Chestnut ne renktir?
Belki de bu sorunun cevabı hiçbir zaman tek bir kelime olmayacaktı. Çünkü bazı şeyler tanımlandıkça küçülüyordu. Ama hissedildikçe büyüyordu.
Chestnut ne renktir? İçimde kalan son cevap
Şimdi bu satırları yazarken Kayseri’de gece çoktan çökmüş durumda. Pencerenin dışında rüzgâr yine aynı sertliğiyle esiyor. Ama içimdeki şey daha sakin.
Artık biliyorum ki chestnut bir renk değil sadece. O, bir hatıra, bir sıcaklık, bir iç çekiş.
Belki de en doğru cevap şu: chestnut, insanın içinde kalan o yarı sıcak, yarı hüzünlü kahverengi. Ama kelimeyle değil, sadece hissederek anlaşılabilecek bir şey.
Ve ben her düşündüğümde aynı noktaya geliyorum.
Chestnut ne renktir?
Bazen bir çocukluk sobasında, bazen bir vitrinde, bazen de gece yürürken insanın içine düşen sessizlikte…
“Chestnut ne renktir” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Eger ailesi olarak her zaman yanınızdayız!