Kayseri’de Bir Hastane Koridorunda Başlayan Bekleyiş
İlginizi Çekebilecek İçerik: Kalp büyümesi için ne yapmalı ?
Kayseri’nin sabahı soğuktu o gün. Camların buğusu, hastanenin koridorlarına sinmiş tuhaf bir sessizlikle birleşiyordu. İçimde garip bir ağırlık vardı; sanki yürürken ayaklarım yere değil de daha yumuşak, görünmez bir şeye basıyordu. Annemin elini sıkı sıkı tutuyordum ama o bile benim kadar titremiyordu. Belki de alışmıştı. Ben alışamamıştım.
Babam sedyeyle ameliyathaneye doğru götürülürken göz göze geldik. O an içimde bir şey kırıldı. Sanki yıllardır güçlü bildiğim adam bir anda küçülmüş gibiydi. Kalbinde sorun olduğunu ilk duyduğum günü hatırlıyorum. “Kapakçıkta kaçak var” demişti doktor. O cümle o kadar basit, o kadar sıradan gelmişti ki… Ama şimdi biliyorum, o cümlenin içinde koskoca bir hayat bekleyişi saklıymış.
“Kalp kapakçık ameliyatı ne kadar sürer?” diye başlayan korku
O sabah ameliyat başlamadan önce kafamın içinde tek bir soru dönüp duruyordu: Kalp kapakçık ameliyatı ne kadar sürer?
Google’a bakmıştım gecenin bir yarısı. 3-6 saat arası yazıyordu. Ama o rakamlar bana hiçbir şey ifade etmedi. Çünkü zaman dediğin şey, sevdiğin biri ameliyathanedeyken bambaşka akıyor. Bir dakika bile bazen bir ömür gibi uzuyor.
Ameliyathane kapısının önünde otururken saatime bakıyordum sürekli. Dakikalar ilerlemiyor gibiydi. Annem dua ediyordu, ben ise sadece içimden konuşuyordum. Kimse duymasın diye değil, kendimi duymak zorunda kaldığım için.
“Lütfen iyi çıksın… lütfen.”
Ama en çok da şunu düşünüyordum: Bu kadar büyük bir ameliyat gerçekten sadece birkaç saat mi sürüyordu? Bir insanın kalbine dokunmak, bir kapağı değiştirmek… nasıl olur da bu kadar kısa bir zamanın içine sığardı?
Ameliyathane Koridorunda Zamanın Durması
Koridorda yürüyüp geri dönüyordum. Bazen oturuyor, bazen kalkıyordum. Annem bir noktada bana bakıp “Otur biraz, başım dönüyor seni görünce” dedi. Ama o bile gergindi, belli etmeye çalışsa da elleri ter içindeydi.
Telefonum çaldı, açmadım. Kimsenin normal hayatı o an bana gerçek gelmiyordu. Sanki dünya ikiye ayrılmıştı: ameliyathanenin içi ve dışı.
İçeride babamın kalbine dokunuluyordu. Dışarıda ise biz sadece bekliyorduk.
Ve o bekleyişin içinde en ağır şey belirsizlikti.
Hatıraların Birden Üst Üste Yığılması
O bekleme sırasında zihnim bir anda çocukluğuma gitti. Babamla Kayseri’deki Erciyes’in eteklerinde yaptığımız yürüyüşler geldi aklıma. O zamanlar o kadar güçlüydü ki… yorulduğunu hiç görmemiştim.
Bir gün bana bisiklet sürmeyi öğretmişti. Düşmüştüm, dizim kanamıştı. Gülerek “Hayat böyle bir şey işte, düşeceksin ama kalkacaksın” demişti.
Şimdi o cümle içimde yankılanıyordu ama bu kez farklı bir anlamla.
“Ya kalkamazsa?”
Bu düşünceyi zihnimden kovmaya çalıştım ama başaramadım. İnsan en çok sevdiğini kaybetmekten korkunca, zihni bile ona ihanet ediyormuş.
Doktorun Sesi ve Gerçeğin Ağırlığı
Kapı açıldığında hepimiz aynı anda ayağa kalktık. Doktorun yüzü ciddiydi ama panik yoktu. O an anladım ki her ciddi yüz kötü haber demek değildi.
“Ameliyat başladı. Şu an her şey planlandığı gibi gidiyor.”
Bu cümleyle biraz nefes alabildim. Ama içimdeki fırtına dinmedi.
Dayanamayıp sordum:
“Kalp kapakçık ameliyatı ne kadar sürer? Ne zaman çıkar?”
Doktor gözlüğünü düzeltti. Sanki bu soruyu çok kez duymuştu.
“Duruma göre değişir. Genelde 4-5 saat sürer. Ama her kalp farklıdır.”
Her kalp farklıdır.
Bu cümle beni düşündürdü. Gerçekten de öyleydi. Babamın kalbi de kendi hikayesini taşıyordu. Her atışında yılların yorgunluğu vardı belki de.
Bekleyişin İçinde Kırılgan Umut
Saat ilerledikçe umutla korku birbirine karıştı. Bir an iyi hissediyordum, bir an çöküyordum.
Anneme baktım. Gözleri kapalıydı ama uyumuyordu. Dua ediyordu. Onun inancı bana bazen sığınak gibi gelirdi. Ben ise daha çok sorularla doluydum.
“Ya bir şey olursa?” sorusu zihnimde dolaşıp duruyordu.
Ama hemen ardından başka bir şey geliyordu:
“Ya her şey yolunda giderse?”
Umut dediğin şey tam da bu iki cümlenin arasında sıkışıp kalmakmış.
Ameliyatın İçinde Olmak: Görmediğim Bir Savaş
O an ameliyathanenin içini hayal etmeye başladım. Bembeyaz ışıklar, maskeler, metal sesleri… Babam sedyede yatıyor, etrafında insanlar hızlı ama kontrollü hareket ediyor.
Kalp kapakçığı değiştiriliyor ya da onarılıyor.
Bir insanın kalbine dokunuluyor.
Bunu düşünmek bile garipti. Biz dışarıda otururken, içeride bir hayat yeniden düzenleniyordu.
Ve o yeniden düzenleme birkaç saat sürüyordu.
Ama bana sorarsan, o birkaç saat bir ömre bedeldi.
Zamanın Eğilip Bükülmesi
Saat 2 olmuştu. Saat 3… 4…
Ben artık zamana güvenmiyordum. Saat sadece duvarda asılı bir nesneydi.
Bir noktada annem uyuklar gibi oldu. Ben ise gözlerimi kapatamıyordum. Her kapattığımda babamın yüzü geliyordu.
Bir an telefonuma baktım. Eski mesajlarımızı açtım. “Neredesin?” yazmıştı bir gün. “Gelirken ekmek al” demişti başka bir gün.
O basit cümlelerin bile ne kadar değerli olduğunu o an anladım. İnsan, sevdiklerini kaybetme ihtimaliyle yüzleşince küçük şeyler büyüyordu.
Kapının Açıldığı An
Sonunda o kapı yeniden açıldı. Bu kez doktor biraz daha yorgundu ama yüzünde hafif bir rahatlama vardı.
“Ameliyat başarılı geçti.”
O cümleyi duyduğumda içimde bir şey çözüldü. Bacaklarım titredi, oturmak zorunda kaldım. Annem ağlamaya başladı ama bu kez gözyaşları korkudan değil, rahatlamadandı.
Ama benim içimde hâlâ bir soru vardı:
“Kalp kapakçık ameliyatı ne kadar sürdü gerçekten… yoksa biz orada bir ömür mü bekledik?”
Yoğun Bakımın Sessiz Gerçeği
Babamı yoğun bakımda gördüğümde yüzü bambaşkaydı. Solgun ama oradaydı. Yaşıyordu. Nefes alıyordu.
Elini tutmak istedim ama kablolar izin vermiyordu. Sadece parmağına dokundum.
O an gözlerini açtı. Beni gördü.
Bir şey söylemedi ama bakışı yeterdi.
“Geçti” diyordu sanki.
İçimden bir şey daha kırıldı ama bu kez acıdan değil, rahatlamadan.
Sonra Gelen Sessizlik ve Düşünceler
Hastaneden çıktığımızda hava kararmıştı. Kayseri’nin soğuğu yüzüme çarpıyordu ama ilk kez üşümüyordum.
Anneme baktım. “Bitti mi yani?” dedi.
“Evet” dedim. Ama içimde hâlâ devam eden bir şey vardı.
O gün anladım ki bazı soruların cevabı sadece bilgi değilmiş. Mesela “Kalp kapakçık ameliyatı ne kadar sürer?” sorusu.
Kağıt üstünde 4-6 saat.
Ama gerçekte?
Sevdiğin birinin kalbine dokunuluyorsa, o süre hiçbir sayıya sığmıyor.
İçimde Kalan Değişim
O geceden sonra günlüklerime farklı yazmaya başladım. Daha az şikâyet, daha çok şükür gibi değil… sadece daha gerçek.
Babam iyileşme sürecine girdi. Yavaş yavaş yürümeye başladı. Her adımında biraz daha güçlüydü.
Ben ise onun her adımında hayatın kırılganlığını öğreniyordum.
Ve artık biliyordum:
Zaman ameliyathanede saatle ölçülmüyor. Kalple ölçülüyor.
Ve bazen birkaç saat, bir ömrü kurtarabiliyor.