“Bir işe hizmet ediyorsanız, o işin anlamını sorgulamadan yapmanız, o işin özüyle hiçbir bağ kuramamanız, en büyük hata olabilir mi?” Bu soruyu sormak, insanlık tarihinin en temel sorgulamalarına dayanıyor: Hangi işin anlamı vardır ve nasıl anlam kazanır? Günlük yaşamın rutinlerine daldıkça, bir işin anlamı genellikle yok sayılır; bir görev, bir yükümlülük haline gelir. Ancak işin özüne ve toplum içindeki yerine bakıldığında, bu basit görünen işler aslında çok derin felsefi meseleleri de içinde barındırır.
Örneğin, Milli Eğitim Bakanlığı’nda (MEB) sayman olmak… Bu pozisyon bir devlet dairesinde işlerin düzgün bir şekilde yürümesi için kritik bir rol üstlense de, işin felsefi boyutlarını merak etmek de en az aynı derecede önemlidir. Sayman, devlete ait finansal işlemleri yürüten ve hesapları denetleyen bir görevlidir. Ancak bu görevdeki etik, bilgi kuramı (epistemoloji) ve varlık anlayışı (ontoloji) gibi felsefi sorulara göz attığımızda, aslında derin bir anlam ve sorumluluk katmanının açığa çıktığını görebiliriz. Bu yazıda, MEB’de sayman olarak görev yapan birinin işinin felsefi boyutlarını tartışacağız.
Etik Perspektiften Saymanlık: Sorumluluk ve Adalet
Etik, işin özünü sorgulayan, doğruluk ve yanlışlık arasındaki çizgiyi çizen bir felsefe dalıdır. MEB’de sayman olmak, çok büyük bir sorumluluk gerektirir. Saymanın görevi, devletin kaynaklarını yönetmek, bütçeyi denetlemek ve mali işlerin düzgün bir şekilde ilerlemesini sağlamaktır. Ancak bu görev, sadece bir teknik işlem değil, aynı zamanda sürekli bir etik sorumluluk taşır. Her mali işlem, bir insanın hayatını etkiler ve sayman, bu etkileri göz önünde bulundurarak hareket etmek zorundadır.
Etik ikilemler, saymanın karşılaştığı en önemli sorunlardan biridir. Sayman, genellikle sınırlı kaynaklarla, toplumun geniş bir kesiminin ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Bu noktada, karar verirken hangi ölçütlerin dikkate alınacağı sorusu devreye girer. Eğer sayman, bütçeyi yönetirken sadece sayısal verilere odaklanırsa, bu adaletli bir yaklaşım olmayabilir. Örneğin, bazı okulların daha fazla finansal yardıma ihtiyacı olabilir, ancak bütçede bu ihtiyacı karşılayacak yeterli kaynak yoktur. Sayman, bir seçim yapmak zorunda kalır: Yeterli kaynağa sahip okullara mı öncelik verilecektir, yoksa ihtiyacı olan ancak az kaynağa sahip okullar mı desteklenecektir? Bu, kapsayıcılık ve adalet arasındaki dengeyi sorgulayan önemli bir etik sorudur.
Immanuel Kant’ın kategorik imperatifine (doğa kanunu olarak evrensel ahlaki yasalar) göre, eylemlerimizin evrensel bir yasa gibi her zaman geçerli olması gerekir. Bir sayman, doğruyu yapmak adına sadece kendi çıkarlarını değil, toplumun geneline etki edecek bir eylem yapmalıdır. Kant’ın etik anlayışı, yalnızca doğruyu yapmak değil, doğruyu herkes için geçerli kılmak anlamına gelir. Bu durumda saymanın etik sorumluluğu, yalnızca kendi görevini yerine getirmekle kalmaz, aynı zamanda yaptığı işin toplumun bütününü nasıl etkileyeceği konusunda derin bir düşünme sürecini gerektirir.
Epistemolojik Perspektiften Saymanlık: Bilgi ve Hesap Verebilirlik
Epistemoloji, bilgi teorisi ile ilgilidir. Bir sayman için doğru bilgiye sahip olmak, her şeyden önce gelir. Ancak burada kritik bir soru vardır: Doğru bilgi nedir ve nasıl elde edilir? Saymanın görevindeki en önemli araçlardan biri bilgiye dayalı kararlar almaktır. Mali raporlar, bütçe tahminleri ve harcamalar gibi veriler, saymanın kararları için temel bilgi kaynağıdır. Ancak bu veriler ne kadar güvenilirdir?
Sayman, sürekli olarak çeşitli veri kaynakları ile karşı karşıya kalır. Ancak bu verilerin doğruluğu, şeffaflığı ve bütünlüğü, her zaman sorgulanabilir. Karl Popper’ın bilimsel doğrulama anlayışına göre, bir hipotez ancak denemeler ve gözlemler yoluyla test edildikçe doğrulanabilir. Saymanlık görevindeki bilgiler de, bu doğrulama sürecini gerektirir. Bir sayman, elindeki verileri doğru şekilde analiz etmek, gerekli düzeltmeleri yapmak ve verilerin doğruluğunu sağlamak zorundadır. Bu anlamda, saymanın görevindeki epistemolojik yaklaşım, bilgiye dair şüphecilik ve doğrulama sorumluluğudur.
Ayrıca, Michel Foucault’nun bilgi ve iktidar ilişkisi üzerine ortaya koyduğu düşünceler de burada önemli bir yer tutar. Foucault, bilgi ve iktidarın birbirine bağlı olduğunu savunur; bilgiye sahip olmak, aynı zamanda gücü de elinde tutmak anlamına gelir. MEB saymanlarının sahip olduğu bilgi, yalnızca bir mali işlemi denetlemekle kalmaz, aynı zamanda toplumsal gücü de etkiler. Sayman, bu bilginin gücünü sorumlu bir şekilde kullanmalıdır. Toplumun her bireyi, saymanın aldığı kararlara doğrudan ya da dolaylı olarak etki edebilir, bu yüzden saymanın bilgiye dair etik sorumluluğu çok büyüktür.
Ontolojik Perspektiften Saymanlık: Varoluş ve Toplumdaki Rol
Ontoloji, varlık felsefesi ile ilgilenir. MEB’de saymanlık görevi, bir kişinin varlık anlamı ile de bağlantılıdır. Saymanlık, sadece teknik bir görev değildir, aynı zamanda toplumsal bir rol üstlenmeyi de gerektirir. Sayman, toplumun bütçesini ve kaynaklarını yönetirken, toplumsal yapının bir parçası olarak neyin “gerçek” olduğunu ve neyin “gerektiğini” sorgular.
Heidegger’in varlık anlayışına göre, bir birey, içinde bulunduğu topluma anlam ve değer katan bir varlık olarak tanımlanır. Sayman, devletin işleyişinde bir parça değil, aynı zamanda devletin ontolojik yapısında bir diyalektik bağdır. Varlık açısından bakıldığında, sayman bir devlet görevlisinden çok daha fazlasıdır. O, toplumun ekonomik yapısını sürdüren, devletin finansal varlığını oluşturan bir unsurudur.
Toplumun ekonomisinin işleyişi, bireylerin yaşamlarına doğrudan etki eder. Sayman, sadece bir bütçeyi denetlemekle kalmaz, aynı zamanda varoluşsal bir sorumluluğu da taşır: Kaynakların adaletli bir şekilde dağıtılmasını sağlamak ve toplumun sürdürülebilirliğine katkıda bulunmak. Saymanın rolü, toplumsal yapının bir parçası olarak, sadece kendi görevini yerine getirmekle kalmaz, aynı zamanda devletin finansal varlığını da şekillendirir.
Sonuç: Saymanlık ve Felsefenin Bütünlüğü
MEB’de saymanlık, yalnızca bir mali denetim görevi değildir. Bu iş, etik, epistemolojik ve ontolojik sorumlulukları içinde barındıran çok yönlü bir pozisyondur. Saymanın yaptığı her mali işlem, toplumsal yapıyı ve bireylerin yaşamlarını etkiler. Ancak bu görevdeki sorumluluk, aynı zamanda felsefi bir anlam taşır: Sayman, doğru bilgiye sahip olmalı, toplumsal adalet anlayışına göre hareket etmeli ve bu görevi yerine getirirken varlık anlayışını göz önünde bulundurmalıdır.
Peki, bir devlet görevlisinin yaptığı işin ne kadarını sadece teknik bir görev olarak, ne kadarını da toplumsal bir sorumluluk olarak görmelidiriz? Bir işin anlamı, yalnızca görev tanımında mı yatar, yoksa o işin toplumsal etkilerinde mi?