Engelli Kura Tercih Ne Zaman? Etik, Epistemoloji ve Ontoloji Perspektifinden Bir Değerlendirme
Bir zamanlar bir filozof, “Gerçek nedir ve biz bu gerçeklere nasıl ulaşırız?” diye sormuştu. Bu soru, insanlığın bilme çabası, etik değerler ve varlık anlayışıyla ilgili birçok düşünsel yolculuğun başlangıcı olmuştur. Bugün, bireylerin yaşadığı dünyanın anlamı, onları şekillendiren kurallar, toplumsal yapı ve bireysel haklar üzerine düşünürken; engelli bireylerin yaşamlarındaki en önemli adımlardan biri olan “engelli kura tercihi” meselesine dair de benzer derinlikli sorular ortaya çıkmaktadır. Engelli kura tercih, sadece bürokratik bir süreç değil, aynı zamanda etik, epistemolojik ve ontolojik düzeyde incelenmesi gereken çok katmanlı bir olgudur. Peki, engelli bireylerin bu tercih hakkı ne zaman, nasıl ve hangi bakış açılarıyla değerlendirilmeli?
Etik Perspektiften Engelli Kura Tercih
Etik, doğru ile yanlışı ayırt etmek, bireylerin hakları ve toplumsal sorumlulukları üzerine derin düşünmeyi gerektirir. Engelli kura tercih, her şeyden önce eşitlik ilkesini sorgular. Engelli bireylerin toplumsal hayata katılım hakkı, onların fiziksel ve zihinsel engellerine göre sınırlanabilir mi? Engelsiz bir birey için standart bir kura süreci ne kadar adilse, engelli bireyler için de süreçlerin adaletli olması gerekir. Ancak burada, etik ikilemler devreye girer. Engelli bireylere yönelik ayrımcılıkla mücadele etmek, onlara tanınan hakları savunmak, bir yandan da toplumsal yapıyı ve diğer bireylerin haklarını gözetmek gereklidir.
Birincil soru şudur: “Engelli bireylere daha fazla hak tanımak, onları ayrımcılıkla karşılaştırma riskini doğurur mu?” John Rawls’un “Adaletin Teorisi” adlı eserinde ortaya koyduğu “eşitlik ilkesi”, her bireyin toplumsal kaynaklardan eşit yararlanmasını savunur. Buna göre, engelli bireylere uygulanan kura tercih hakkı, onlara toplumsal eşitlik açısından önemli bir fırsat sunar. Ancak, Rawls’un bu ilkesini kritik bir şekilde ele almak gerekirse, toplumsal yapıda “adillik” sadece eşit muamele ile değil, aynı zamanda eşit fırsatlarla sağlanabilir. Bu durum, engelli bireyler için verilen kura tercihinin yalnızca bir hak değil, aynı zamanda onlara sunduğu fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırma çabası olduğunu da gösterir.
Bununla birlikte, etik sorular burada bitmez. Toplumun, engelli bireyleri dışlamadan ve onları “ayrıcalıklı” kılmadan nasıl bir denge kurabileceği, günümüz etik tartışmalarının önemli bir parçasıdır. Engelsiz bireyler ile engelli bireyler arasındaki eşitlik ilkesine saygı gösterilirken, toplumsal sorumluluklar göz önünde bulundurulmalıdır.
Epistemolojik Perspektiften Engelli Kura Tercih
Epistemoloji, bilginin doğası, kaynağı ve doğruluğu üzerine yapılan felsefi bir incelemedir. Engelli bireylerin kura tercihi meselesi de epistemolojik bir bağlamda, engelli bireylerin toplumsal bilincine dair büyük bir soruyu gündeme getirir: Engelli bireylerin ihtiyaçları ve hakları hakkında doğru bilgiye sahip miyiz? Epistemolojik açıdan, engelli bireylerin toplumsal hayata katılımını sınırlayan yetersiz bilgi, onların eşit fırsatlardan yararlanmasını engelleyen bir engel oluşturabilir.
Bilgi kuramı, insanın neyi bildiğini, nasıl bildiğini ve hangi koşullar altında bilgiye erişebileceğini sorgular. Engelli bireylerin kura tercihi gibi karmaşık bir meselede, doğru bilgiye ulaşmak ve bu bilginin toplumun genel anlayışına nasıl yansıyacağı büyük bir öneme sahiptir.
Bu noktada, Michel Foucault’nun bilgi ve güç arasındaki ilişkisi üzerine geliştirdiği düşünceler akla gelir. Foucault, bilgi ve toplumsal yapılar arasındaki etkileşimi sorgular ve bilgiye dayalı iktidar ilişkilerini tartışır. Eğer engelli bireylerin kura tercihleri hakkında yeterli bilgi yoksa, toplumun genel anlayışında bu gruba dair eksik ve hatalı bir algı olabilir. Bu, toplumsal eşitlik ilkesine zarar verir ve engelli bireylerin haklarını savunma noktasında önemli engeller yaratabilir.
Ayrıca, epistemolojik bir sorun da engelli bireylerin yaşadığı deneyimlerin, genel toplumsal bilince nasıl entegre edileceği ile ilgilidir. Engelli bireylerin deneyimlerinin bir bilgi kaynağı olarak değer görmesi, toplumsal süreçlerde daha eşitlikçi bir yaklaşımın temellerini atabilir. Sonuç olarak, engelli bireylerin kura tercihi meselesi yalnızca bürokratik bir düzenleme değil, aynı zamanda toplumun epistemolojik bir dönüşümünü gerektirir.
Ontolojik Perspektiften Engelli Kura Tercih
Ontoloji, varlık, varlıkların özellikleri ve varlığın anlamı üzerine yapılan felsefi bir incelemedir. Ontolojik açıdan bakıldığında, engelli bireylerin varoluşu, genellikle “eksiklik” ve “yetersizlik” üzerinden tanımlanır. Bu durum, engelli bireylerin insan olma deneyimlerini daraltabilir ve toplumsal algıyı olumsuz etkileyebilir. Ontolojik olarak, engelli bireylerin insanlıkları “eksik” değil, tamamlayıcı bir özellik taşır ve onların varoluşları da eşit ölçüde değerlidir.
Heidegger’in “Being and Time” adlı eserinde, insan varlığını anlamanın bir yolu olarak “varlık” ve “zaman” ilişkisini kurar. Engelli bireylerin varlıkları, toplum tarafından farklı bir zaman ve mekan algısı içinde görülür. Ancak, Heidegger’in bakış açısından, her bireyin varoluşu eşit derecede anlamlıdır. Engelli bireyler, toplumsal yapıda kendilerine ait bir yer bulduğunda, hem toplumsal zaman hem de bireysel varlık zamanlarını eşit bir biçimde deneyimleyebilirler.
Ontolojik olarak, engelli bireylerin varlıkları da toplumun varlık anlayışının bir parçasıdır. Bu bağlamda, engelli kura tercihi, bir bireyin varoluşunun ve toplumsal yapının bir yansımasıdır. Engelli bireylere tanınan haklar, onların varlıklarının tanınması anlamına gelir. Bu anlamda, engelli bireylerin tercih hakları, sadece bir fırsat eşitsizliğini aşmak için değil, aynı zamanda onların toplumsal varlıklarını tam anlamıyla kabul etmek için gereklidir.
Sonuç: Engelli Kura Tercih Hakkının Geleceği
Engelli bireylerin kura tercih hakkı, etik, epistemolojik ve ontolojik düzeyde derin sorgulamalara yol açmaktadır. Bu sorular, toplumların gelişimine, bireysel hakların savunulmasına ve insan varoluşunun anlamına dair önemli ipuçları sunar. Ancak, bugünün toplumsal yapılarında, engelli bireylerin haklarını savunmak, yalnızca teknik bir mesele olmanın ötesinde, toplumsal bir bilinç dönüşümü gerektirir. Bu dönüşüm, yalnızca engelli bireylerin yaşamlarını iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda tüm toplumun insanlık anlayışını yeniden şekillendirir. Kura tercih hakkının ne zaman olduğu sorusu, sadece bir tarihsel anın sorusu değil, gelecekteki toplumsal hakların, eşitlik ve özgürlüğün şekilleneceği bir zaman diliminin sorusudur.